İnsanlara Doğru Yaşamı Öğreten Alanları Sunmak Ve Altın Çağ
Türkiyenin en büyük inşaat haber portalı.

Röportaj

 
 

Yeni Ürün

BÖLÜMÜN EN ÇOK OKUNANLARI

İnsanlara Doğru Yaşamı Öğreten Alanları Sunmak Ve Altın Çağ

İnşaat Trendy

16.09.2011

İnşaat Trendy: Yeni yayınlanan Aslı Suret kitabınızın içeriğinden ve hedeflerinden bahsedebilirmisiniz.

Mimar Serdar İnan:

Asl-ı Suret’in içeriğini aslında bir piramit gibi düşünebiliriz. Ana yaratılıştan dünyaya iniş. Niçin yaşıyoruz? Kendimizi geliştirmek için neler yapabiliriz? Bununla ilgili hangi felsefi kurguları düşünebiliriz. Felsefenin mimariye ve yaşama etkileri nedir? Mimarinin içindeki estetiğin ve sanatın karşılığı nedir? 

Biz Türkiye de yaşıyoruz, İstanbul da yaşıyoruz. Türkiye bunun neresinde? İstanbul bunun neresinde? Birde zaman anlamında 21.asrın önümüze açtıkları var.21.asır bize neler getirecek bizden neler götürecek ve genel anlamda da Altın çağ. Altın çağın bizden bekledikleri ve buna nasıl hazırlanılması gerektiği Asl-ı suretin ana teması.

İnşaat Trendy: 

As-ı Suret’in okuyucu hedef kitlesi kimlerdir?

Serdar İnan: Düşünmeyi seven, isteyen, olduğu gibi yaşamayı sevmeyen, kendini tanımayı, hayatı tanımayı zevk edinmiş bir insan kitlesi. Bu her türlü insan olabilir. En azından düşünmeyi seven insanlar ana ve hedef kitlemiz.

İnşaat Trendy:

Asl-ı Surette bahsettiğiniz İnsanlara doğru yaşamı öğreten alanları sunmak ne demek? Sizin deyiminizle doğru yaşam alanı aynı zamanda insanlara bir öğreticimidir.

Mimar Serdar İnan:

Şimdi burada insan var, insandan başka kıymetli hiçbir varlık yok. Her şey insan için. Onun için insanla başlıyoruz. 

İkinci kelimemiz doğru. Doğrudaki maksatta biz buraya doğruları öğrenmek üzere geldik, doğruyu geliştirmek üzere geldik veya doğruya giden yolda gidiyoruz. Hiçbir zaman içinde mükemmel doğruyu bulmak mümkün değil. Seyr-ü sülüğümüzde, hayatımızda aradığımız; bulmak istediğimiz olan doğrudur. Buradaki doğru o doğru.

Yaşam derken doğru ile yanlışı ayırt edebilmek için önümüzde oynayan sinema perdesi olarak düşünebiliriz. Bu manada doğruyu da yanlışı da yaşamdan alıyoruz. Yaşamı algılıyoruz. Ona göre de yanlışın içinden doğruları çıkartıyoruz veya doğrularımızı geliştiriyoruz. 

Dördüncü kelimemiz öğreten. Öğreten tabi iddialı bir kelimedir. Bu iddiaya sahip olabilmek için önce öğrenmek gerekiyor. Onun için de o kelimenin içinde gizli bir öğrenmek gerektiği var. Öğrenmekte sonuna kadar öğrenmektir. Hiç bir zaman için oldum dediğin an zaten geri düştüğünün kaybettiğinin kelimesidir. Hiçbir zaman oldum diyemezsin. Olma yolunda giderken öğrendiklerini de öğreteceksin. İnsanlar elindekinden, elinde olandan ne varsa insanlara dağıtmak ve vermek gerekiyor. Hiçbir şeyin yoksa selam vermek gerekiyor. O manada ne biliyorsak, neyimiz varsa ondan insanlara dağıtmak manasında öğreten.

Alan kelimesi, Biz mimarız inşaatçıyız, işimiz alan kurma sanatı. Alanları oluşturuyoruz. Hayat o alanların içinde gelişiyor. Alanları doğru oluşturursak hayat akıyor. Alanları yanlış oluşturursak hayat sıkıntıya giriyor. Bu manada alanları oluşturduğumuz için alanlar.

En son altıncı kelimemiz sunmak; Sunmak kelimesi de nezaket içerdiği için insanlara bunu anlatırken insanların lisanıyla, insanların isteği ile insanlara anlatmak manasında sunmak. Yoksa insanların önüne çok güzel bir şeyi de kötü sunsanız insanlar bunu reddeder. Onun için nezaket içeriyor.

Yedinci kelimemizde gerçekten; artık biliyorsunuz altın çağ başlıyor. Altın çağın ana kelimesi de gerçek. Bütün ışıklar yandı artık her şey şeffaf bu manada gerçekler su üstüne çıkıyor. Gerçekler çok hızlı anlaşılıyor, öğreniliyor. İnsanlar eskiden yalan yanlış bir şeyler bilirlerdi, söylerlerdi, bu söylenilenler yüzyıllarca yanlış olarak devam ederdi. Şimdi bu yanlışlığı bulmak, ortaya çıkarmak gerekmektedir. Onun için gerçekten. Yedincisi de bu.

İnşaat Trendy:

Bir önceki sorunun devamı olarak İnsanlık tarihi boyunca mimari hangi dönemlerde doğru yaşamı öğreten alanları sunmuş hangi dönemlerde sunmamıştır? Sebep sonuç ilişkisi sizce nasıldır.

Mimar Serdar İnan: 

Yaratılışın bir düzeni var.  Doğum öncesi oluşma süreci var. Sonra doğum gerçekleşiyor, bir büyüme evrimleşme dönemi oluyor. Daha sonra bir olgunluk çağı yaşanıyor. Ondan sonra bir yaşlanma, kendini eritme çağı var, ondan sonrada ölüm geliyor. Mimaride bunun gibi. Mimari kendi içinde, kendi dinamikleri içinde doğuyor, büyüyor, gelişiyor. Gençlik çağını yaşıyor, sonra olgunluk çağını yaşıyor ve en sonunda yaşlanıp kendi kendine yok oluyor. Hayatta bu mimari yani doğru olanların sunulduğu bölümler zamanlar var. Sunulamadığı zamanlar var. Bu sunulmadığı zamanda ölüm halidir. Bu ölüm yeni doğumun aslında işareti oluyor. Belli bir süre nadas gibi düşünebiliriz. Kendi kendini yeniliyor, tazeliyor ve yeniden doğuyor. Yani bir denizanasının ritmi gibi düşünebiliriz. Kalbin ritmi gibi düşünebiliriz. İçine çekiliyor. En çok çekildiği yer en çok karanlık olduğu an aslın da ve şafağın en yakın olduğu an oluyor. Ondan sonra yeniden atak başlıyor ve yeni bir anlatımla mimari insanlara ürünlerini vermeye devam ediyor. Mimarideki görülenler yaşama aksediyor. Yaşamda olanlar mimariye aksediyor. Yaşam ile mimaride böyle iki tezat uç gibi birbirlerinden alıp veriyorlar. 2012 yılı bu anlamda çok önemli bir referans noktası.2012 yılına kadar ki bütün çağlar aslında bir çağ olarak ele alınması gerekiyor. 2012 den sonrakini de bir anlamda anlatmak gerekiyor. İnsanlık tarihinin aslında ikiye bölünebilecek bir kırılma noktası 2012 yılı. 2012 yılından önceki bütün yaşananlar iletişim çağının oluşturduğu iletişim çağı yani bütün yaşananlar neticede bütün kurgu ve iletişim 2012 yılında yani bu içinde olduğumuz bir iki yıl içinde sona eriyor. Nasıl sona eriyor. Artık her şey her şey ile iletişebiliyor. Eskiden işte duman ile iletişim çağı var dumanla iletişim kurmuşlar, güvercin yollamışlar, mektup yazmışlar, telgraf yazmışlar falan derken artık şu an bir saniyede bütün dünya aynı şeyi duyabiliyor. Böyle bir duruma geldik. Bu bundan sonra bir etkileşim çağı altın çağını doğuracak, bundan önceki bütün iletişim metotlarını ufak ufak ışıklarmış gibi düşünebiliriz. Herkes bir yerde bir mum ışığı yakmış sonra el feneri yanmış falan. Şimdi işte bu bütün projektörlerin yandığı bir döneme giriyoruz. Her yer aydınlık şu an. Hiç karanlık nokta kalmıyor artık. En ufak detaylar bile göz önünde oluyor. Onun için bu güne kadar yapılmış bütün mimari eserleri bir medeniyet olarak bir kefeye, bundan sonra yapılacakları bir medeniyet olarak ayrı bir kefeye koyabiliriz. Artık bundan sonra bu çağa layık eserlerin yapılması gerekiyor. Bu çağa layık eserlerinde diğerlerinden çok yönüyle farklı olması gerekiyor. Bir kere eski zamanda malzemenin getirdiği bir takım sıkıntılar, malzemenin getirdiği bir takım daralmalar, yıpranmaların yeniçağda malzeme teknolojisi ile aşılması gerekiyor. Yeniçağdaki malzemelerle artık istediğini yapabilir hale gelmen gerekiyor. Yani bir mimarın sınırlandırılmaması gerekiyor. Bu anlamda bütün hukuk sistemi yönetmelikler belediye kanunları mevzuatların da yeniden yapılması gerekiyor. Bu altın çağ bu anlamda bu güne kadarki bütün lisanın bütün kurgunun yenilendiği yepyeni kurgunun konduğu bir çağ olacak ve mimaride bu çağın içinde kendi yerini alacak.

İnşaat Trendy:

Yani şunu mu anlatmak istiyorsunuz? Bu çağ bilgi çağı ve yeni yaklaşım olarak ta mimaride bilgi mimarisi mi demek gerekiyor.

Mimar Serdar İnan:

Bilgi hep vardı. Şu an bilginin bir anda her yere ulaşması fark etti. Yoksa bilgi hep yığıla yığıla eski çağdan bu güne kadar bilginin bir yığılması mevcut. Fakat şimdi bilgiye ulaşma değişti. Bilgiye ulaşmak için yerinizden kalkacaktınız bir kütüphaneye gidecektiniz, kütüphanede ilgili kitabı bulacaktınız. Belki var belki yok o kütüphanede. O kitabın içinden aradığınız bölümü bulacaktınız da o bölümü okuyacaktınız da belki akşama kadar o aradığınız belki ulaşacaktınız belki ulaşamayacaktınız. Şimdi artık google veya başka arama motorlarında bir kelime yazıyorsunuz o kelime ile ilgili bu güne kadar tarihin yazdığı her şey önünüze geliyor. Fark burada diyorum. Birinde gidiyordun öbüründe kapında buluyorsun. Bu gitme ile kapında bulma arasın ki bütün değişim farkı altın çağı ortaya çıkartıyor. Altın çağ bu manada her şeyi etkileyecek. Benim mesela dört tane kızım var, kızlarımla baba ilişkileri fark edecek, patron işçi, öğretmen öğrenci, artık öğretmen öğrencide kalmıyor neticede internette her şey var. Yani bütün ilişkiler devlet millet ilişkisi. Eskiden devlet giderdi vatandaşı n kapısına sorardı şimdi öyle bir şeye gerek yok tuşuna basıyor devlet Serdar İnan hakkında ne varsa devletin gözünün önüne bir anda gelebiliyor. Yani bu anlamda devlet millet ilişkisi de değişiyor. Bütün ilişkiler iletişim metodunun sona ermesi ile bütün iletişimin bitmesi ile her türlü iletişimin yapılabiliyor olması ile bütün ilişkiler yeniden yazılıyor şimdi. Bu ilişkilerinde yeniden yazılıyor olması ile birlikte bütün sistem değişecek. Komşuluk ilişkileri mesela mimariyi etkiler. Aile içindeki ilişkiler mimariyi etkiler. Devlet millet ilişkileri, sokak bina ilişkisi belediye, yaşayan şehir, vatandaş ilişkisi bunların hepsi değişeceği için mimaride mutlaka değişmek zorunda bu manada.

İnşaat Trendy:

Mimarinin insanoğlunu etkilemesi veya insanoğlunun mimariyi etkilemesi döngüsü sizce nasıl bir döngüdür. Asıl olan hangisidir.

Mimar Serdar İnan:

Bir kere her şey insan için. Merkezde insan olmak zorunda. İlk insan yaratılıyor. Sonra mimari oluşuyor. İlk önce insan dünyaya geliyor. Dünyaya geldiği zaman bir takım barınma ihtiyaçları başlıyor. Mimari o an başlıyor. İnsan hayata geldikten sonraki akşam kafasını sokacak bir yere ihtiyacı var ya mimari o noktada başlıyor. Yani insan gündüz yaratıldı ise mimariye ihtiyacı akşam başlıyor. Akşam insanların kendilerini koruma hava koşullarından, doğa koşullarından, hayvanlardan korunmak için ilk mimari eserler kurulmaya başlıyor. O zaman ağaçtan mı yaptılar, taştan mı yaptılar neyse mağaraya girdiler bu ihtiyaç mimariyi doğuruyor. Sonra mimari ki değer yargıları insanlığı da şekillendiriyor. Yavaş yavaş şehirler kuruluyor ve şehrin mimari yapısı ortaya çıkıyor. İlk yaratılan insan dünyaya çıplak gelmiş daha sonra ki insanlar şehirler var olmuş veya köylerde var olmuş. Ne oluyor o köy de var olan insan ve ya şehirde var olan insan o şehrin veya köyün etkisini alıyor. Şimdi mimarinin içinde doğa da var. Karadeniz de doğan Karadeniz mimarisinde doğan bir çocuk ile güneydoğuda Urfa da düz damlarda doğan çocuğun hissiyatında ve algısında farklılık olur ya. Bunun gibi mimari de insanı etkiliyor. Sonra dönüp insan o etkiyi alıp mimariyi etkiliyor. Bu bir kısır döngü gibi düşünülebilir. 

İnşaat Trendy:

Doğru yaşamı Öğreten Alanlar İnsanı Ne Kadar Etkiler?

Mimar Serdar İnan:

Mimarinin iki türlü etkisi olur. Birincisi maddesel etkisi. İkincisi manasal etkisi. Ne demek bu? En basit örnek olarak maddesel etki  damda delik varsa yağmurdan etkilenirsiniz. Bir kere madde olarak etki insanın istek ve arzularına göre şekillendirmek gerekiyor. İnsanın bir kere kesinlikle rahatsızlık duymaması gerekiyor ve keyif içinde o mekân da yaşaması gerekiyor. Tavanı alçak yaparsanız adamın kafası devamlı psikolojik olarak baskı altında kalır acaba tavana kafam mı değecek diye bir tedirginlik duyar. Bunun gibi fiziksel koşullar var. Ancak bunun ötesinde işte insanla mimari ne kadar birbirini etkileyecek diye sordunuz ya burada. Birde bunun mana etkisi var. Ne demek o. Ben bunu en çok ibadethanelerde görürüm. Mesela camilerde diyelim. Öyle cami vardır içine girersiniz bir ruhani hava eser, öyle cami vardır ki bir an önce namazı kılıp çıkmak istersiniz. Veya hastaneler; öyle hastane vardır ki sıkar insanı, ya birazcık daha bir gün daha kalayım belki dersiniz yani. Mimar onu dedirten insandır işte. O mekânı terk edemediğiniz ölçüde mimar başarılıdır. O da mimarinin manası oluyor.

İnşaat Trendy:

Günümüzde doğru yaşamı öğreten alan var mı?  İnsanların hayatını bu kadar etkileyen rüyalarınızda veya hayalinizde doğru yaşamı öğreten alanlar nasıl alanlardır?

Mimar Serdar İnan:

O hedefe gitmeye çalışan şehirler var. Doğru yaşamı öğreten alanları kurmaya giden şehirler var. Nedir bu şehirler. Ve her şehrin de esmaları var insanlar gibi düşünüyorum. Her şehrin sıfatları var. İstanbul kültürel bir şehirdir. Tarihi bir şehirdir. Newyork modern bir şehirdir aynı zamanda vahşi bir şehirdir. Antalya turistik bir şehirdir. Erzincan dağlık bir şehirdir. Moskova düz bir şehirdir. Paris de düz bir şehirdir. Paris de çok yeşillik yoktur ama insanlar hep oraya gider. Yani Paris çok yeşil bir şehir değildir mesela. Her yer taştır aslında ama insanları oranın taşı çok etkilemez. Bazı şehirlerde yeşil yoktur diye insanlar itiraz eder ama Paris de yeşil yoktur diye kimsenin itirazını duymadım. Bunun gibi her şehrin bir sıfatı var.

Bu manada bütün şehirler o mükemmel hedefe giden yolda devam eden şehirler. 

Hayallerime gelince; benim hayallerimde yine kendimi yenileyip yeni hayaller haline geliyor. Yani bu işin sonu yok. Kafamda tabi’i ki ideal bir şehir planı var ama bir daha ki sene sorsanız o şehir planı bende geçmişte kalmış olacak yeni olanı anlatacağım size. Her sene sorsanız belki başka bir şehir anlatacağım. Şehirlerde hayaller gibi dinamik. Şehirde kendini yeniliyor. Onun için ana nüvesini alt yapısını doğru kurgulamak lazım. Şehrin kendini yenilemesine müsaade etme lazım.  Şehri yaşayan bir organizma gibi düşünmek lazım. Yenilenmeyen ölür. Yenilenen ölmez diye bir şey yok. Ancak ömrünü artırırsın. Biz şirket sahipleri olarak ben bir şirket kuracağım bu ölümsüz olacak demek âlem ile inatlaşmak demektir. Onun için doğru akıl bunu demeli. Benim bu güne kadar ürettiğim bütün akıl, bu güne kadar edindiğim bütün tecrübe ile kurduğum şirketin ömrünü uzun yapmaya çalışıyorum. Devletlerde öyledir, bir ülke kuruyoruz, devlet kuruyoruz. İlelebet bahtiyar kalacaktır, ilelebet şanlı kalacaktır tezi yanlıştır. Bir toplumda biz vatandaşlar olarak Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir gün yok olacağını kabul etmek zorundayız. Bu kabul ile birlikte aklımız ile kanunlar ile bu devletin daha uzun ömürlü olmasını sağlamamız daha akılcıdır. Bu manada mimari de şehirlerde ölümlüdür. Ancak biz iyi mimarlarsak şehri 100 yıl daha iki yüzyıl daha 500 yıl daha fazla yaşanır halde kılmak için bu günden temellerini ona göre atarız. 

İnşaat Trendy :

Size fırsat verilseydi ve doğru yaşamı öğreten alanı kur denilseydi seçeceğiniz coğrafya neresi olurdu.

Mimar Serdar İnan:

İstanbul.

Ama önce hukukunu kurardım. Önce şehri kurmadan önce hukukunu doğru kurardım.

İnşaat Trendy:

Hukukunu kurmak ne demek?

Mimar Serdar İnan:

Kuralları koyardım. Ve bu kuralları da dinamik koyardım. Revizyona tabi eden kuralları koyardım. Bu gün koyduğum kural değişmeyecektir diye bir şey yok. Yani bir anayasa yapmazdım. Dinamik günün şekline göre değişen kurallar koyardım.

İnşaat Trendy:

Hayalinizdeki şehrin tasarımı nasıl bir tasarım olmalı?

Mimar Serdar İnan:

İdeal tasarım olmalı. Yeşil ile mavinin, doluluk ile boşluğun, sıcak ile soğuğun, ışık ile karanlığın, dar ile genişin, alçak ile yükseğin, akla gelen bütün tezatların ideal karışımı.

Yorum Yapmak İçin Üye Olun ya da Giriş Yapın.!
 

EN ÇOK OKUNANLAR