Hüseyin Kırçıltepeli - Yeni Bir On Yıl Başlıyor
Türkiyenin en büyük inşaat haber portalı.

YAZAR DETAY

 

Hüseyin Kırçıltepeli

info@insaattrendy.com
01.01.2010

Yeni Bir On Yıl Başlıyor

 

Artık yeni bir yıla giriyoruz. Geride beklenmedik gelişmeler yaşadığımız bir 10 yıl bıraktık. Birçok felaket senaryosu ve teknolojik felaket beklentileri gerçekleşmedi ancak beklemediğimiz birçok ekonomik çöküşü yaşamak zorunda kaldık. Ekonomik felaketlerin en önemlisi hiç kuşkusuz yıkılmaz kale olarak görülen bankacılık sektöründen geldi. Bu sektörün sallanması ve hatta kimi yerlerde yıkılması piyasalarda beklenmedik tsunamilere yol açtı bu on yılda. 

Bundan önceki krizlerde tetikleyici her zaman reel sektör olmuştu. Ancak bu 10 yılda bu durum terse dönmüş gözüküyor. Özellikle Lehman Brothers’ın çökmesi ve mortgage sektöründe yaşanan iflaslar dikkate alınırsa bu ters dönüşün pek de iyi olduğunu söyleyemeyeceğiz. Bu cepheden gelen krizler hem reel sektörün üretim bantlarını vuruyor hem de fiyatlama konusunda sıkıntı yaratıyor. Kriz zaten finans sektöründen geldiği için de    gereken destek bulunamıyor. Oysaki reel sektörden gelen krizlerde finans sektörü daha az hasarla atlatabiliyor bu durumu. En azından kredi pazarı hala etkin olarak çalışıyor ve tamamı olmasa da şirketlerin birçoğu finanse edilebiliyor. Bu durum krizlerin tam olarak atlatılmasına da olanak sağlıyordu. Krizler yön değiştirdi artık bunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Yaşadığımız son on yıl bize bunu net bir şekilde gösterdi. Ancak bizi öldürmeyen her şey daha güçlü yapar diyerek bu oluşan krizlerden dersler çıkarabiliriz. Bu durumda daha güvenli bir sektörden daha güvenli piyasadan söz edebiliriz. Şimdi önümüzdeki yeni on yılda bu derslerden kazanımlarımızı test edeceğiz kısacası. Bankacılık başta olmak üzere sigorta, danışmanlık, hizmet, otomotiv, lüks tüketim vs. gibi sektörler artık kendilerine çeki düzen verebilecek. Artık özellikle bu sektörlerde aşırı kar dönemleri bitti. En azından törpülendi. Özellikle 2014 yılı oldukça önemli bu kazançların geri gelebilmesi için. Eğer 2014’te rakamlar beklenildiği seviyelere gelirse bir kar artışı olabilir. Ancak yine de özellikle bankacılıkta eskisi gibi suni varlığa dayalı karlar artık riskler yüzünden oluşmayacak. Bu durumda artık kredi sektörü ve aktif bankacılık işlemleri ön plana çıkacaktır. Yeni dönemde kobi bankacılığı ve müşteri temsilciliği kısacası satışa dayalı departmanlar bankaların ön plana çıkarmaya çalışacakları ve fark yaratacakları alanlar olarak göze çarpıyor. Özellikle Türkiye’de bankacılık en önemli sektör olarak ele alınabilir. Krizin bankaları vurduğu dönemde Türk bankalarının ve bankacılık sektörünün bu denli sağlam durması tabiî ki geçmişte atılan adımlardan kaynaklanıyor. Her şeyden önce ülkemiz 2001 yılında çok önemli bir kriz atlattı. Gelişmiş ülkelerde ve özellikle ABD’de 2008’de yaşanan çökmeler bizde bu krizde yaşanmıştı. 2001 bizim için yıpratıcı olduğu kadar öğretici ve bağışıklık kazandırıcı bir kriz oldu. Bankacılık sektörü bu krizde yapılmaması gereken hareketleri öğrendi. Piyasa yapıcılığına ve kredi işlemlerine özellikle özen gösterildi. Kredi verilen sektörler ve kişiler eskiye oranla daha dikkatle seçildi. Merkez bankasıyla yapılan çalışmalarda karşılık oranları yeteri kadar ayrıldı. Sermaye ve likit akışları bu yıllar içinde daha sağlam konuma getirildi. Yani bu krize bir nevi hazırlık yapıldı. Bu tabiî ki ülkemiz adına büyük kazanç. Eğer krize 2001 krizini yaşamadan girseydik ve bankacılık sektörümüz bu çalışmaları yapmamış olsaydı durumumuz 2001 krizinden çok daha kötü olabilirdi. Hatta şuan bize kredi vermek için peşimizde koşan IMF o zaman bize ağır şartlarda stand by anlaşması getirebilirdi. Senelerce sürecek paketlere ihtiyaç duyabilirdik. Kriz bizi teğet geçmedi ancak gelişmekte olan ülkeler dahil olmak üzere ortalama hasarla atlatan yerlerden biri olduğumuz söylenebilir. Emin olun bundan çok daha ağırı olabilirdi. Yine de dünya da krizin sürmesi ve gelişmiş ülkelerin içine girdikleri kötü tablolar, toparlanma çalışmalarına ve daha çabuk bu durumdan sıyrılmamıza engel oluyor.

Daha genel bir çerçeveden dünyaya bakmaya çalışalım birazda. Her şeyden önce dünyada dengelerin değiştiği artık gözle görülen bir gerçek. Batı insanlarının ve ülkelerinin üstünlüğü artık sekteye uğradı. Özellikle avro bölgesine göz atarsak bu durumun ne kadar haklı olduğunu görebilirsiniz. Örneğin İspanya’da borç oranı gayri safi yurt içi hasılasının 2007 yılında yüzde 47,1’i kadarken 2011’de beklenti bu oranın yüzde 74,3’e çıkması. Yine aynı şekilde Fransa’da bu oranlar yüzde 66,9 civarından yüzde 99,2 civarına çıkacak gibi gözüküyor. Bu durum avro bölgesi hakkında bir fikir verecektir sanırım. 2009 sonu itibariyle tüm dünyadan iyi rakamlar gelirken avro bölgesinden bir türlü iç açıcı rakamlar gelmemesi de dikkat edilmesi gerekilen bir diğer durum. Avrupa merkez bankası başkanı J.P. Trichet’in de sürekli dile getirdiği gibi bankacılık sektöründe en riskli bölge yine avro bölgesi gibi gözüküyor. Avrupa’nın geri kalan kısmını da incelersek yine buna benzer bir tablo göz önünde duruyor. Özellikle İngiltere tarihinde ilk defa kredi notları düşüşüne tanık oluyor. Bu durum İngiltere gibi dünyanın sayılı ekonomilerinden birine saygısızlık gibi gözükebilir ancak bu krizde seri davranmayıp doğru manevraları yapmayan da yine İngiliz yetkililerdi. Hala bankacılık sektörü sağlam sinyaller vermiyor. Ayrıca manevra yapabilecekleri kadar bir likiditeye sahip değiller bu sorunlar İngiltere’nin bir süre daha toparlanmasına engel olacak gibi gözüküyor. Borç oranlarını da incelersek avro bölgesindekilere yakın bir tablo görebiliriz. OECD’ye göre İngiltere’nin ülke borcu 2011’de gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 94,1’ine kadar yükselecek. Bu rakam 2007 yılında yüzde 49,9 oranındaydı. Görüldüğü gibi batımızda durum pek parlak gözükmüyor. Bu durumda bir süre daha para politikaları sıkılaşamayacak. Düşük avro politikası daha da şiddetlenebilir. Bu duruma göre kendimizi hazırlamamız gerekecektir. 

ABD’de ise durum biraz olsun toparlanmış gözüküyor. Ancak ABD’de önemli sorun doların konumu ve değeri ve bu durum bir türlü çözüme kavuşmadı. Öncelikle doların rezerv para olarak kullanılması dış ticarette sorun yaratıyor gibi gözüküyor. İhracatta çıkan sorunların büyük bir kısmı doların rezerv para olarak kullanılmasından kaynaklı olarak oluşuyor. Rezerv para birimi değer kaybetmek yerine destekleniyor ve bu durum rezerv parayı kriz döneminde diğer para birimlerine göre pahalı bırakabiliyor. İşte bu sebepten kaynaklı olarak FED dolar serbest düşüşe başladığı zaman müdahalede bulunmadı. Buradaki amaçları basitti; öncelikli olarak ikiz açıkları mümkün olan minimum seviyeye çekme hedefi ABD için önemli. Bu sayede piyasada üretim dengesini sağlayabilecek ve ihracat hacmini artırabileceklerdi. Bu amaca tam olarak ulaşamadılar ama sonbahar döneminde ihracat rakamlarını yükseltmeyi başardılar, bu da toparlanmanın en önemli göstergelerinden biri konumuna geldi. Ancak bunu yaparken yüksek bir işsizliği göze aldılar. Bu sebeple 1983 yılından beri ilk kez görülen işsizlik rakamlarına ulaştılar ve işsizlik dikkatle takip edilen rakamlara dönüştü. İşsizliğin 2009 sonu itibariyle toparlandığını söyleyebiliriz. Üretimin artması doğal olarak eleman alımlarını ve iş imkanlarını da arttırmış gözüküyor. Bu sebeple aralıkta gelen işsizlik rakamlarını ABD’de beklentilerden düşük çıkardı. Toparlanmaların 2010’da sürmesi doların güçlenmesinin önünü açacaktır. Birde doların gücü konusunda politik sorunlardan söz edebiliriz. Ekonomide Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki nüans ortaya çıkıyor. FED içinde bile bu konumdan kaynaklı sorunlar ve açıklama farklılıkları yaşanıyor. Bu durumun temelinde şu fark var; Cumhuriyetçi kanat daha çok sermaye bazlı düşünüp üretim ve şirketler lehine hareket etmeye çalışıyor. Bu durumda enflasyon en büyük sorun gibi duruyor. Yüksek enflasyon korkusu piyasadan hızlı bir para çekimi ihtimalini ve isteğini artırıyor. Ancak bu durumda büyüme rakamları etkilenecektir. Büyüme rakamlarının etkilenmesi yüksek işsizlik demektir. Bu durum demokrat kanadın işine gelmeyen bir durum. Bu yüzden piyasaya müdahale takvimi 2010 içinde hala tartışmalı. FED Başkanı Bernanke’ye kalırsa şubatta bu müdahale yapılacak. Ancak onunda elinde olmayan etkenler var. Emin olabileceğimiz bir konu varsa o da 2010 Mart ya da Nisan’ında artık faiz rakamları FED toplantılarında konuşulmaya başlanacak olması. Bu durumda 2010 dolar için 2009 kadar kötü geçmeyecek en azından bunu söyleyebiliriz. Ancak hala bu hareketler sadece dolara bir iade-i itibar konumunda kalıyor. Tam bir dolara dönüş için mutlaka FED ve Beyaz Saray’ın artık ekonomik istikrar ve beklentiler konusunda anlaşması gerekiyor.

2010 Brezilya ve Türkiye gibi ülkelerin yılı olmaya devam edecekmiş gibi gözüküyor. Eğer gelişmekte olan ülkeler kozlarını iyi oynarlar ise dengeler onların lehlerine değişmeye devam edebilir. Bu durumda Batı eski havalı günlerine veda edecek gibi gözüküyor. Emtia fiyatlarında beklenen artış da sanki bu durumu kanıtlar gibi. İçerideki politik sıkıntıları bitirirsek ve 2011’deki seçim ortamı gereksiz gerilmez ve politik kavgalara dönüşmezse artan kredi notlarıyla birlikte toparlanma bizim için de hissedilebilir bir boyuta ulaşacaktır.   




Yorum Yapmak İçin Üye Olun ya da Giriş Yapın.!

DİĞER MAKALELERİ

Enflasyonist Baskılar Ve Dolar

Yayın tarihi : 01.01.2011

info@insaattrendy.com

Global çaptaki gıda ve enerji fiyatlarındaki artışa karşı gelişmekte olan ülkeler faiz oranlarında artışa gidiyorlar ve gelişmiş ülkeler de aynı yolu izleyecekler.

Devamını Oku

Rekorların Ve Endişelerin Gölgesinde 2010 Ekonomis..

Yayın tarihi : 01.10.2010

info@insaattrendy.com

2010 yılına 1,52 seviyesinde tutunamayarak 2009 Aralık ayının başından itibaren düşmeye başlayan bir Eur/Usd paritesi ve bu karışık ortamdan yararlanarak yükselmeye başlayan bir emtia piyasasıyla girmiştik.

Devamını Oku

Gözler Hala Yunanistan'da

Yayın tarihi : 01.04.2010

info@insaattrendy.com

2009 yılı krizin hasarlarının en derin etkilerini gösterdiği, kayıpların en çok olduğu dönemdi. Yıl içerisinde, dünya ekonomisinin rezerv para birimi olan dolar üzerinde oldukça büyük bir baskıdan ve bu baskının etkisiyle sert değer kayıplarından bahsedebiliriz. Doların bu denli sıkıntılı bir dönem geçirmesi gözleri rezervlere çevirmişti...

Devamını Oku

Yeni Bir On Yıl Başlıyor

Yayın tarihi : 01.01.2010

info@insaattrendy.com

Artık yeni bir yıla giriyoruz. Geride beklenmedik gelişmeler yaşadığımız bir 10 yıl bıraktık.

Devamını Oku

Son Çeyreğe Girerken:Beklentiler Ve Seneryolar

Yayın tarihi : 01.10.2009

info@insaattrendy.com

2009 yılının ilk döneminden itibaren finansal sektörlerdeki gözlemlenen genişlemenin sonuna gelip gelmediğimiz ya da bu ekonomik ve finansal durumun ekonomik veriler tarafından desteklenmemesi durumu son çeyrek analizlerinde temel tartışma konusu olarak belirlenmiş gözüküyor.

Devamını Oku

1
 
2
 
3
 
>>